Türkçe | English   

 
 
President Speech Texts
The Role of Women's Solidarity Against Violence and Terror

Şiddetin ve terörün sadece bireyleri değil grupları ya da milletleri hedef alması, dünyayı çocuklarımız için çok daha az güvenli bir yer haline getirmiştir. Karşılıklı anlayış, uzlaşma ve farklılıklara saygı temelinde ortak bir zemin oluşturmak, hepimizin ama özellikle de dünyaya yön verme konumunda bulunanların ve biz annelerin ahlaki sorumluluğudur.Bugüne kadar terörizmin bütün milletler tarafından, hattâ Birleşmiş Milletler'ce dahi kabûl edilmiş ortak bir tarif ve tanımının yapılmamış olması ciddi bir eksikliktir. Hangi hareketler terörizme dahildir, hangileri değildir; kim teröristtir, kim terörist değildir? Bu soruların cevabını herkes kendisine göre vermektedir. Bazısı için terörist olan, bir başkası için hürriyet savaşçısı, kimisi için idealist savaşçı olan, daha başkası için terörist kabul edilebilmektedir. Eğer uluslararası alanda terörizme karşı bir mücadele verilecekse önce, Birleşmiş Milletler’ce kabul edilmiş bir terörizm tarifinin yapılması gerekmektedir. Bu yapılabildiği takdirde, herkesin kabul edebileceği ve kimsenin kimseyi suçlamayacağı bir terör mücadelesi uluslararası meşruiyet kazanacak ve belki de bu, terörizmin önlenmesinde önemli bir ilk adım teşkil edecektir.Günümüz dünyasında terör sadece bir ülkenin veya bir bölgenin karşılaştığı bir sorun olmaktan çıkmış, dünyanın hemen her bölgesinde ve neredeyse bütün devletlerin belli ölçüde karşılaştıkları bir gerçek olmuştur. 2010 verilerine göre dünyada 196 ülke terör sorunuyla mücadele etmektedir. Türkiye ise diğer terör çeşitleri yanında etnik temele dayalı terör sorunu ile en ciddi şekilde karşı karşıya kalan ülkelerin başında gelmektedir.

Terör ve şiddetin amaçları değişmese de gelişen teknolojiyle birlikte şekilleri değişmektedir. 21. yüzyılın en önemli güc kaynağı hiç şüphesiz ‘bilgi’dir. Bilginin gücüyle teknolojik alandaki gelişmeler tüm yaşamımızı olumlu yönde etkiliyor. İnternet, bilgisayar, uydular, cep telefonları... Bunlar sadece günlük yaşamımıza giren teknolojinin ürünlerinden bazıları. Yine bilginin gücünü kullanarak aynı araçlar birer silaha dönüşebilmekte ve karşımıza siber savaş ve siber terör kavramları çıkmaktadır. Siber terör, yeni yüzyılda terörizmin yeni yüzü olarak yansıyacaktır ki teröristlerin elektronik bir saldırı yaparak bir barajın kapaklarını açabilecekleri, ordunun haberleşmesine girip yanıltıcı bilgiler bırakabilecekleri, kentin bütün trafik ışıklarını durdurabilecekleri, telefonları felç edebilecekleri, elektrik ve doğalgazı kapatabilecekleri, bilgisayar sistemlerini karmakarışık hale getirebilecekleri, ulaşım ve su sistemlerini allak bullak edebilecekleri, bankacılık ve finans sektörünü çökertebilecekleri, acil yardım, polis, hastaneler ve itfaiyelerin çalışmasını engelleyebilecekleri, hükümet kurumlarını alt üst edebilecekleri, sistemin birden durmasına neden olabilecekleri ihtimaller dahilindedir.

Acaba bugün, bilim ve teknoloji neye hizmet etmektedir? Bireyle toplum, toplumla devlet arasında sağlıklı bağların kurulmasına mı; yoksa hile, aldatma, iftira ve başkalarının hatalarını araştırma, mahremiyetlerini ihlâl ve özel hayatlarına müdahaleye mi? Herkesin inanç, hayat, şahsî mülkiyet, çoğalma, akıl ve beden sağlığı gibi korunması gereken esaslara içten saygı duyma, iyi niyet, karşılıklı anlayış; devletler ve milletler arasındaki ilişkilerde de hak, adalet, paylaşma, sömürüden kaçınma, temel insan hak ve hürriyetlerine saygıya mı? Yoksa sermaye ve kaba kuvvetin hakimiyetine mi?!. Şu anda, dünya üzerinde yaşayan insanların yarısının günde 2 dolarla, bir milyarının ise daha alt seviyede bir gelirle idare etmek mecburiyetinde bulunması, dörtte birinin sağlıklı içme suyundan mahrum olması, bulaşıcı hastalıkların süratle yayılma gösterip insanlığı tehdit etmesi; insan için en önemli ihtiyaç olan sağlığın çok pahalı bir sanayi kolu haline gelmesi, global çevre kirliliği ve ısınma problemi, azımsanmayacak bir nüfusun her türlü demokratik haklardan mahrum yaşaması, dünyanın pek çok yerinde âdeta bir idare ve hayat tarzı manzarası arz eden insan hakları ihlâlleri devam ettiği sürece, şiddet ve terör olayları bütün insanlık için birer korkulu rüya olmaya devam edecektir.

 

 Orta Doğu kaynaklı terörün nedenlerine baktığımızda bu gerçekler karşımıza çıkmaktadır. Bölgenin yapay sınırları, emperyalist devletlerin “böl-yönet” politikasına uygun olarak coğrafyaya kendi çıkarları doğrultusunda şekil vermeleri, bölgede batılı güçlere karşı tepkiyi artırmıştır. Irak’ı istikrar / demokrasi getirme söylemi ile işgal eden ABD ve müttefikleri, bugün Irak ve bölgede bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler. Irak, bugün iç savaş yaşamaktadır. Irak’ın kuzeyinde 90‘lı yıllarda ABD tarafından yaratılan boşluktan yararlanan, Türkiye ve İran’a yönelik terör eylemleri gerçekleştiren PKK ve PJAK terör örgütlerine mensup teröristlerin ellerinde yakalanan silahların batılı ülkelere ait olması manidardır.Sorgulanması gereken husus, 11 Eylül olaylarından sonra terörle mücadele çerçevesinde müttefikleriyle bölgeye giren ABD ve müttefikleri, neden terör örgütlerine silah veriyorlar? Sovyetlerle Afganistan’da mücadele eden El-Kaide’nin, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne alternatif olarak Hamas’ın nasıl kurulduğunu düşünecek olursak, başta ABD ve İsrail olmak üzere, batılı güçlerin bu oluşumlardaki payının kücümsenmeyecek olduğu ortadır. Bu durumda şunu söylemek yanlış olmayacaktır: ABD başta olmak üzere Batılı emperyalist güçler, etnik terörü desteklerken, din temelli terörü kendilerine düşman görmüşler / görmeye devam etmektedirler.

Bu sürec bize açıkça göstermektedir ki terör, çifte standartlı politikalar terk edilmediği sürece Orta Doğu’nun ve doğrudan dünya gündeminin en sıcak konusu olmaya devam edecektir.

Terör sorunu dün konuşuldu, bugün konuşuluyor ve gerçekçi önlemler alınmazsa yarın da konuşulmaya devam edecektir. Etnik, dini, sosyo-ekonomik ve siyasi nedenlerle dünyayı yaşanılmaz hale getiren şiddet ve terör kültürünün kaynakları ortadan kaldırılmadığı sürece, tüm çabalar sonuçsuz kalmaya mahkumdur.

Hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda tüm ayrımlar, sınıflandırmalar, öncelikler ve üstünlükler bir kenara bırakılmalıdır. Haksızlığa, zulme, teröre ve şiddete maruz kalmış insanları din, ırk ve millet ayrımı gözetmeksizin barış ikliminin kucaklayıcı atmosferine kavuşturulması insani sorumluluğumuzun gereğidir.

Bölgemizdeki ve dünyadaki her ülkeyi, teröre ve şiddete karşı çok net bir tavır almaya, insanlığın ortak sorunu terör ve şiddetle ortak mücadeleye davet ediyoruz. Teröre ve şiddete müsamaha gösteren her ülke, göz yumduğu terörün bir gün gelip kendisini de hedef alacağını artık görmeli, anlamalıdır.

 

 

 




Activities
21.09.2021
TIKAD is set to host the First Lady of the Republic of Turkey, as well as prominent business leaders at an exclusive Conference titled "The role of Business world in Building a Sustainable Green Economy," on Tuesday, September 21, 2021 in New York.


09.05.2021
Chair Mrs Nilufer Bulut and vice-chair Mrs Sema Güral Sürmeli participated in a webinar called " Mothers at Business World" as speakers on Mother´s Day.


04.05.2021
TIKAD and HALKBANK held a first online Forum and discussed the cooperation after the Halkbank established a Women Entrepreneurs Banking department


27.04.2021
TIKAD and DEIK-France Business Council jointly organized online webinar on mutual economic relationship


12.03.2021
President Recep Tayyip Erdoğan unveiled the Economic Reform Package at a Meeting held in Istanbul. President of TİKAD Nilüfer Bulut attended the Meeting


All Rights Reserved. Copyright © 2011 Turkish Business Woman Association